|
Buraya kadar
üzerinde durduğumuz bilgiler, satanistleri etkisi altına alan
şeytanın gerçek yüzünü bize göstermiş oldu. Bu aşamada bir de
satanizmin tarihi geçmişi üzerinde kısaca durmak yerinde
olacaktır.
Satanistler
Ortaçağ ve sonrasında Kabalistler, Gül-Haçlar gibi gizemli
örgütler ve büyü tarikatları ile birlikte anıldılar. Modern
satanizm olarak adlandırılan ve günümüzde etkin olan satanizm
ise 1960'larda Amerika'nın California eyaletinde ortaya çıktı.
Anton Szandor LaVey adlı kişi 1966 yılında 'Church of Satan'
(Şeytan Kilisesi)'ni kurduğunu açıkladı. Ancak LaVey'den çok
daha önce, 1900'lerin başında yaşayan Aleister Crowley
günümüzdeki satanizmin ilk temellerini atmıştı. 'Büyük
Canavar' (The Beast 666) lakabı ile anılan Crowley, yaptığı
büyüler ve hayvanların katledildiği, uyuşturucunun yoğun
olarak kullanıldığı kanlı ayinleriyle ünlü idi. Crowley'nin
felsefesinin temel noktasını, 'ne istiyorsan onu yap' düsturu
oluşturuyordu. Bu felsefe, Crowley'e göre şeytan tarafından
kendisine yazdırılmış olan, The Book of Law (Kanun Kitabı)
adlı kitapta ayrıntıları ile anlatılmaktaydı. Bu sapkın inanca
göre insan, içinden geçen her ne ise, bunun neden olacağı
felaketleri ve kötülükleri düşünmeden, onu hemen yapmalıydı.
Örneğin canı taşkınlık istiyorsa her türlüsünü yapmalı, birine
kızgınlık duyduysa öfkesini hemen dışa vurmalı, hatta içinden
karşısındakini öldürmek geçiyorsa bunu hemen yerine
getirmeliydi.
Toplumda dirlik
ve düzen bırakmayacağı açıkça belli olan bu anormal fikirleri
Crowley şu sözler ile savunuyordu:
Ben kutsal şeylere küfretmeyi,
cinayeti, tecavüzü, devrimi istiyorum. İyi ya da kötü herhangi
bir şeyi, yeter ki güçlü olsun.3
Kuşkusuz,
güçlü olmanın kötü olmakla ve kötülükleri savunmakla
sağlanacağını düşünen Crowley büyük bir yanılgı içindeydi.
Çünkü kötülük herşeyden önce insanın kendisine zarar veren bir
özelliktir. Bununla birlikte kötülüğe dayalı bir güç elde
edilse bile bu güç her zaman için kısa süreli olmaya
mahkumdur. Zulüm, haksızlık, vicdansızlık üzerine kurulu olan
her sistem mutlaka yıkılmış, yenilgiye uğramıştır. Aleister
Crowley'nin 'insan canı ne istiyorsa onu yapmalıdır'
felsefesiyle anlatılmak istenen ise, insanın içinden geçen her
türlü kötü düşünce, duygu ve kararları hiçbir sınırlama
olmadan yerine getirmesidir. Diğer bir deyişle, nefsi insana
ne emrediyorsa insanın ona uyması, nefsine hakim olmayı
bırakması anlamını taşır. Bu da son derece tehlikeli bir
durumdur. Allah Kuran'da insanın nefsinin sürekli olarak
kötülüğü emrettiğini (Yusuf Suresi, 53), ancak aynı zamanda
insana bu kötülükten nasıl korunup sakınacağının da ilham
edilmiş olduğunu bildirir. (Şems Suresi, 8) Ayrıca Kuran'da,
"... Kim şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o
(şeytan) çirkin utanmazlıkları ve kötülüğü emreder..." (Nur
Suresi, 21) ayetiyle buyurulduğu üzere, şeytanın da
asıl amacı insanları kötülüğe sürükleyebilmektir. Şeytanın
kullandığı en önemli silahlardan birisi insanın kendi
nefsidir. Nefis sürekli kötülüğü emrettiği için, nefsine ve
şeytana uyan kişi büyük bir yıkım içindedir. İnsanın kurtuluşu
ve mutluluğu ancak nefsinin emrettiklerinden sakınması ve
kayıtsız şartsız vicdanına uyması ile mümkündür. Kötülüğe
uyarak kurtuluşa ereceklerini sananların sonu ise korkunç bir
hüsrandır:
O gün, insan,
neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için
cehennem de sergilenmiştir. Artık kim taşkınlık edip-azarsa ve
dünya hayatını seçerse, şüphesiz cehennem, (onun için) bir
barınma yeridir. (Naziat Suresi, 35-39)
Gerçekte
satanizm kişinin kendi benliğini neredeyse ilahlaştırdığı,
kendi istek ve arzularını hayatın tek amacı haline getirdiği
bir felsefedir. Bu anlamda satanizm hümanist felsefeye de
yakınlık gösterir. Bu noktada, hümanizmin çoğu kişinin
düşündüğü gibi, 'sevgi, barış, kardeşlik' gibi mesajlar içeren
bir felsefe değil, 'insanlık' kavramını insanlar için tek amaç
ve odak noktası haline getiren din dışı bir takım olduğunu
hatırlatmak gerekir. Hümanizm, kendi savunucuları tarafından
da açıkça ifade edildiği gibi, ateist bir akımdır. Hümanizme
göre 'evren ve insan yaratılmamıştır', 'insan kendi başına var
olmuştur' ve 'kimseye karşı sorumlu değildir'. 'Asıl olan
insanın kendisidir ve insandan daha önemli hiçbir varlık
yoktur'. Dahası hümanizme asıl egemen olan 'faydacılık'
düşüncesidir. Buna göre insan dünyaya bir kere gelmiştir ve
burada ne kadar fayda sağlayabilirse o kadar karda olacaktır.
O zaman insanın tavır ve tutumlarını belirleyen ana öğe de
kendi istek ve tutkuları olmalıdır. Ancak tüm bu düşünceler
insanlığı büyük bir felakete sürükleyecek görüşlerdir.
Öncelikle evren hümanistlerin iddia ettiği gibi, kör
tesadüflerin eseri değildir. Evreni üstün güç ve kudret sahibi
olan Allah yaratmıştır. Ve insan da,
"Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana
ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56)
ayetiyle buyurulduğu gibi kendisini yoktan var eden
Rabbimize karşı kul olmakla, O'nun emrettiği ahlakı
göstermekle yükümlüdür. Şu gerçek unutulmamalıdır ki,
insanlara gerçek huzuru ve mutluluğu getirecek tek ahlak
Rabbimizin Kuran'da emrettiği ahlaktır. Din ahlakından uzak
durup, hümanizm gibi ideolojilerin etkisi altında kalanların
savunduğu fikirler neticesinde ortaya yalnızca kendi
çıkarlarını düşünen, acımasız, vefasız, sevgisiz, merhametsiz
bireyler çıkacaktır.
Görüldüğü gibi,
hümanizm insanlık için son derece tehlikeli görüşlere
sahiptir. Hümanizmi fikri dayanaklarından biri olarak kullanan
satanizm ise, çok daha sapkın ve tehlikeli bir bakış açısı
geliştirmiş, şiddeti, öfkeyi, kanı ve vahşeti temel değeri
haline etirmiştir.
Şeytan kilisesi
Aleister
Crowley'nin ardından Anton Szandor LaVey, günümüzdeki
satanizmin kurucusu olarak ortaya çıktı. Büyü ve esrarengiz
ritüellere duyduğu yoğun ilgi ile tanınan LaVey önceleri,
Hıristiyanlığa karşı çıkan 'Magic Circle' (Büyü Dairesi)
isimli bir grup oluşturdu. Daha sonra içinde ünlü 'dokuz
şeytani ilke'nin de bulunduğu Satanic Bible (Şeytan İncili)'ni
yazdı ve oluşturduğu grubu 'Şeytan Kilisesi' olarak
adlandırdı. Bu kilisenin görüşleri, yine Anton Szandor LaVey
tarafından yazılan The Satanic Rituals, The Satanic Witch, The
Devil's Notebook ve Satan Speaks (Şeytan Ritüelleri, Şeytani
Cadı, İblis'in Defteri ve Şeytan Konuşuyor) isimli kitaplara
dayanmaktadır. Yalnız Kuzey Amerika'da yaklaşık 10 bin
takipçisinin olduğu tahmin edilen Şeytan Kilisesi, son derece
sapkın görüşlere sahiptir. Amerika Dinler Ansiklopedisi'nde
LaVey'in sapkın dini şöyle anlatılır:
LaVey'in satanizm
uyarlamasındaki temel temalar, belirli bir kiliseye ait olmama
ve insanın fiziksel ya da zihinsel yapısından zevk almadır.
Şeytan, insanın bir tür hayvan olduğu fikrini ve fiziksel ve
zihinsel zevk almanın başını çeken günahı temsil eder. LaVey'e
göre şeytan bu değerlerin kaynağını temsil etmektedir.
Ritueller, geleneksel büyü ayinlerinde olduğu gibi
psikokinetik güç üzerinde odaklanan eylemler olarak düşünülür.
Satanik felsefe Aleister Crowley'nin 'The Book of the Law'
(Kanun Kitabı) kitabındaki öğretilerine oldukça yakındır. Her
insan kendi kurallarına göre yaşıyor olarak kabul edilir.4
Kuşkusuz
satanizmin temel ögelerinden biri din ahlakına ve bu ahlaka
dair herşeye karşı olmasıdır. Üstelik bu karşıtlık yalnız
fikri alanda kalmaz. Satanistler hem ateisttirler hem de her
türlü dini değerle mücadele ederler. LaVey'in satanizmi de
Hıristiyanlıkla mücadeleyi asıl hedef olarak görmektedir.
LaVey din düşmanlığını şu şekilde ifade eder:
Satanizm yalnızca ateist
bir oluşum değil, aynı zamanda, anti-teistik (Allah'a karşı)
bir oluşumdur. İnsanoğlu hızla bu evreni kirletmektedir;
varlık sebebi olarak dini görmek artık kabul edilebilir bir
durum değildir... Hayatta kalabilmek için 2000 yıldır
süregelen bu pasifliği ve ölüm tutkusunu yıkmalıyız. Hemen
uygulanabilecek realistik çözümler var önümüzde. Hıristiyanlık
her zaman olduğu gibi, ilerlemenin önündeki en büyük engel
olarak duruyor.5
Dikkat edilirse
LaVey'in bu sözleri 19. yüzyılda gelişen materyalizm kaynaklı
dünya görüşü ile büyük paralellik göstermektedir. Ve bu durum,
dinin toplum hayatından çıkarılmaya çalışılmasının ne kadar
büyük bir tehlike olduğunu ve böyle bir girişimin toplumları
ne büyük felaketlerin içine ittiğini bir kere daha bizlere
göstermesi açısından ibret vericidir. Dinin olmadığı yerde her
türlü sapkınlığın ve vahşetin yaşanacağı, Allah korkusunu
bilmeyen insanların kan dökmekten zevk alan birer canavara
dahi dönüşebileceği satanizm örneğinde en çarpıcı şekilde
görülmektedir. Bugün başta gençler olmak üzere pek çok insan
satanizm belasının içine sürükleniyorsa, bunda din dışı bir
yaşamı öngören ideolojilerin doğrudan payı vardır. Bu nedenle,
'kötülüklerin özgürce ve sınırsızca yaşanmasını' savunan,
'kural tanımazlığı ve kanunsuzluğu' temel ilke haline getiren,
ahlaki her türlü değere savaş açmış olan satanizmin öngördüğü
yaşamı ele almadan önce, satanizmin ideolojik bağlantılarını
incelemekte fayda vardır.
Satanizm her
ülkede farklı isimler altında faaliyet göstermektedir.
Bunlardan biri de Yezidiliktir. Mezopotamya'nın en eski batıl
dinlerinden biri olan Yezidilikte, Meleke Tavus'a -yani
şeytana- tapılmaktadır. Yaklaşık 200 bin kişi oldukları tahmin
edilen Yezidiler, Irak ve Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye'nin
doğu bölgesinde, Almanya, Gürcistan ve Ermenistan'da
yaşamaktadırlar. "Ş" ve "t" harfleri ile başlayan kelimeleri
kullanmayan Yezidiler, taptıkları şeytanın adını hiç anmazlar.
Onlar için şeytanın adı, Meleke Tavus'tur. Bu sapkın dine göre
Ay, Güneş ve yıldızlar da kutsaldır.
Yezidilerin
Kitabu'l-Cilve (Vahiy Kitabı) ve Mushafu'r-Reş (Kara Kitap)
olmak üzere iki sözde kutsal kitabı vardır. Yezidiliğin temel
ilkeleri bu iki kitaptan kaynaklanmaktadır. Ahiretin varlığına
inanmayan Yezidilerin, günah kavramı da oldukça sapkındır.
Okumak, yazmak, hayvanları ehlileştirmek gibi şeyler günah
sayılmaktadır. Bu garip inanca göre, bir Müslümanın şeytandan
Allah'a sığındığını işiten Yezidi onu öldürmelidir. Bunu
yapamıyorsa intihar etmelidir. Bu davranışıyla kendisini
Meleke Tavus'a kurban etmiş olur. Eğer bunu da yapamıyorsa, bu
günahtan kurtulabilmek için bir hafta oruç tutmalıdır. Bütün
bu bilgiler göstermektedir ki, batıl olduğu aşikar olan bu
dine uyanlar büyük bir yanılgı içindedirler.
Satanizm: Ateist ve
materyalist bir din
Satanizm,
insanların içinde bulundukları manevi boşluğun sonuçlarından
biridir. 19. yüzyılda gelişen ve dünyayı yalnızca maddi
değerler bütünü olarak gösteren düşünce ve akımların hepsi,
insanları büyük bir manevi boşluk içine itmiştir. Bu tarihe
kadar dini değerler toplumun ayrılmaz birer parçası iken, bu
tarihten itibaren toplumsal bir dönüşüm yaşanmış ve din ahlakı
göz ardı edilmeye başlanmıştır. Hatta çoğu zaman manevi
değerler bilinçli olarak toplum hayatından çıkarılmaya
çalışılmıştır. 19. yüzyılda filizlenen akımların en önemli
ortak noktalarından biri din ahlakına ve iman edenlere karşı
olmaları ve Allah korkusu olmadan da ahlak olabileceğini
savunmalarıdır. Ancak din ahlakının toplum hayatından
çıkarılması büyük bir boşluğa neden olmuş, Allah korkusu
olmadan ahlak olmasının ise asla mümkün olamayacağı yaşanan
tecrübelerle ispatlanmıştır.
Bu boşluk içinde
insanlar için neyin iyi neyin kötü olduğuna dair değerler de
anlamını yitirmeye başlamış, büyük bir kavram kargaşası
gündeme gelmiştir. Yalnızca varlıklı ve iyi bir yaşam sürmek,
daha çok kazanmak ve daha çok tüketmek, bunun için gerekiyorsa
diğer insanları ezmek ve sömürmek gibi telkinlerin etkisi
altında kalan toplumlarda bir müddet sonra, sadece kendisini
düşünen, fedakarlığı bir tür saflık olarak değerlendiren,
ancak çıkarlarıyla uyuştuğu müddetçe iyilik yapan insanlar
kabul görmeye başlamıştır. Tüm bunlar insan ruhunun en önemli
özellikleri ve en temel ihtiyaçları olan sevgi, merhamet,
şefkat, dostluk, sadakat, vefa gibi erdemlerin unutulmasına,
iyiliğin yerini kötülüğün almasına neden olmuştur. Bu durum,
din ahlakına karşı olan çevreler tarafından özel olarak
planlanmış, manevi değerlerin ortadan kaldırılması ile suni
olarak böyle bir ortam oluşturulmuştur.
İşte bu
toplumsal değişim süreci sonunda ortaya çıkan en tehlikeli
akımlardan birisi satanizmdir. Satanizm bu dönemde gelişen
materyalist ve ateist akımların bir ürünü olarak çıkmış,
vahşetin ve sapkınlığın bu felsefeler tarafından nasıl
olağanlaştırıldığının en önemli örneklerinden birisi olmuştur.
Dikkat edilirse, bu akımlar tarafından savunulan değerler ile
satanizmin öne sürdüğü iddialar birbiri ile tam bir uyum
içindedir.
Materyalizm ve
ateizm herşeyin bu dünyadan ibaret olduğunu, yaşam sona
erdiğinde ise herşeyin yok olacağını öne sürmektedir. Buna
göre insanlar hiçbir şeye karşı sorumlu değildir. Eğer
sorumluluk yoksa, insanın kötülüğü engellemesi için de bir
neden kalmamaktadır. Oysa bu, insanın kendi kendisini
kandırmasından başka bir şey değildir. Tüm kainatı ve
insanlığı üstün ve güçlü bir Yaratıcı olan Allah yaratmıştır
ve her insan Yaratıcımıza karşı sorumludur. İnsanın dünyadaki
varlığı belli bir süre ile sınırlıdır. Bu süre dolduğunda
herkes ölüm ile karşılaşacak, ölümünün ardından da her insan
yaşamı boyunca geçirdiği her anın hesabını vermek üzere
Rabbimizin huzuruna çıkacaktır. Sorumsuz olduklarını ve hesap
vermeyeceklerini düşünerek yaşamlarını sürdürenler ise o gün
büyük kayıpta olacaklardır.
Satanizmin
materyalizmden ve ateizmden nasıl etkilendiğini anlamak için
satanist gruplar tarafından yayınlanan eserlere bakmak yeterli
olacaktır. Örneğin Şeytan Kilisesi'nin yayınladığı yazılara
baktığımızda bu grubun üyelerinin birer ateist olduklarını
görürüz. Bununla birlikte satanistler materyalisttirler,
sadece maddenin varlığına inanırlar. Satanistlerin büyük
çoğunluğu Allah'ın varlığını inkar ettikleri gibi, tüm
metafizik varlıkları (örneğin melekleri) da inkar ederler.
Dolayısıyla bu kişiler aslında şeytanın varlığına da
inanmazlar. İsimleri "şeytana tapanlar" olmasına rağmen,
şeytan diye bir varlığı kabul etmemektedirler. Onlara göre
şeytan, din düşmanlığının bir sembolüdür. Şeytan Kilisesi
tarafından yayınlanan 'A Description of Satanism' (Satanizmin
Bir Tanımı) adlı dokümanda, şu görüşler ifade edilmektedir:
Satanizm aynı Budizm gibi
ateist bir dindir. Eylemlerimiz nedeniyle kendisine hesap
vereceğimiz bir merci yoktur. Satanistler, kutsal kitabın
kutsallığına, meleklere, cennet ve cehenneme, kutsal kitapta
anlatılan şeytana, kötü ruhların, iyi ruhların ve cinlerin
varlığına inanmazlar. Materyalizm ve realizm, satanistin başta
gelen emirleridir. Satanizm ateisttir. Biz aslında otodeistiz,
yani kendimize tapıyoruz. Satanizm dinin zıttıdır, yani
dinsizliktir.6
Yine Şeytan
Kilisesi yayınları arasında yer alan 'Feared Religion'
(Korkulan Din) başlıklı bir yazıda ise satanistlerin gerçek
inancı şöyle açıklanmaktadır.
Satanistler doğaüstüne
inanmazlar; Allah'ın da şeytanın da varlığına iman etmezler.
Satanist için, insan kendisinin asıl tanrısıdır. Şeytan kendi
hayvansal ve kibirli doğasına göre yaşayan insanın sembolüdür.
Şeytan kendisine tapınılacak bilinçli bir varlık değil, daha
ziyade her insanın içinde bulunan ve tek bir dokunuşla
harekete geçecek olan potansiyel güçtür.7
The Washington Post
gazetesinde satanistlerle ilgili verilen bir haberde de
LaVey'in satanizmi anlatılırken, LaVey grubunun şeytanın
varlığına inanmadıkları, şeytanın kendisine tapmadıkları
vurgulanmaktadır. LaVey'e göre şeytan, 'insanın şehvetli,
açgözlü, intikam alıcı doğasının' diğer bir deyişle tüm
egosunun bir sembolüdür.8
Dikkat edilirse, satanizmin temelinde insanın doğasını vahşi
ve acımasız olarak görmek vardır. Oysa acımasızlık, vahşet,
şiddet, açgözlülük, bencillik, intikam almak gibi özellikler
insanın değil, nefsin özellikleridir ve daha önce de
belirttiğimiz gibi, her insan bunlara engel olabilecek vicdan
ve iradeye sahiptir.
Satanistlerin
insan doğası hakkındaki bu iddialarında bu kadar ısrarcı
olmalarının asıl nedeni ise, Darwin'in evrim teorisinden
fazlasıyla etkilenmiş olmalarıdır. Sözde bilimsel bir
teoriymiş gibi sunulan bu dogma, insanlığa felaket getiren pek
çok akıma olduğu gibi satanizme de fikri dayanak
oluşturmaktadır. Nitekim üstteki alıntıda yer alan bir ifade
oldukça dikkat çekicidir: "Kendi hayvansal ve kibirli doğasına
göre yaşayan insan"... Bu ifade bir anlamda satanizmin özünü
temsil eder. Satanistlerin sapkın görüşlerine göre, insan
evrim sonucunda ortaya çıkmış bir hayvan türüdür ve hayvanca
yaşamalıdır. Satanizm savunucularından Rick Hall, 'Satan
Really Wants You' (Şeytan Gerçekten Seni İstiyor) başlıklı
makalesinde, bir yandan satanik materyalizmi tarif ederken bir
yandan da Darwinizm ile satanizm arasındaki ilişkiyi şöyle
vurgular:
Satanik felsefenin
materyalizmi, fiziksel varlıktan farklı ya da daha üst olan
her türlü manevi değeri reddeder... LaVey bir elitistti ve bir
Sosyal Darwinistti.9
Satanistlerin
kavrayamadığı bir diğer önemli gerçek de insanın 'doğasının
kibirli' diğer bir deyişle hayvani olmadığıdır. Allah insana
kendi ruhundan üflemiş ve onu en güzel biçimde yaratmıştır.
İnsan ruhu hassas bir yapıya sahiptir ve merhametten,
şefkatten, sevgiden, incelikten, insaniyetten, dostluktan zevk
alacak şekilde yaratılmıştır. İnsanı kötülüğe ve acımasız
olmaya teşvik eden unsur, şeytan tarafından yönlendirilen
nefsin sesidir. Ve nefse uymak insanı korkunç belaların içine
iter.
Satanizm ve Darwin'in
evrim teorisi
Satanizm
konusunda araştırma yapan bir kişinin karşılaşacağı en önemli
verilerden birisi, bu felsefenin yukarıda belirttiğimiz gibi
Sosyal Darwinizm ile olan birebir ilişkisi olacaktır.
Satanistlerin öngördüğü toplum hayatını şekillendiren, hayata
bakış açılarının temelini oluşturan unsur Darwinizm'dir ve bu
pek çok satanist tarafından açıkça ifade edilir. Satanistlerin
koyu birer Darwinizm savunucusu oldukları pek çok yayında da
vurgulanan bir gerçektir. Satanizm üzerine yaptığı
araştırmalar ile tanınan Rusya Pomor Üniversitesi'nden Dr.
Roald Kristiansen'in satanizm tarifi bunlardan biridir:
Satanizmi en iyi şekilde
tarif etmek istersek satanizm, Hıristiyanlığı baş düşman
olarak gören ateistik Sosyal Darwinizm'in en radikal halidir.
Satanizmde asıl olan, doğa üstü kötü bir varlıkla ilişki
kurmaya çalışmak değil, yaşam mücadelesinde ayakta kalabilmek
için kişinin içindeki özellikleri geliştirmeye çaba
harcamasıdır. Bu özelliklerin gelişimi için büyüsel ritüeller
yapmak gerekir.10
Şeytan
Kilisesi'nin kurucusu Anton LaVey ile ölümünden kısa bir süre
önce röportaj yapan MF dergisi ise, LaVey'in en önemli
özelliğinin Sosyal Darwinizm'i kitlelere yayması olduğunu şu
sözlerle dile getirmektedir:
Anton LaVey, 1960'ların
sonunda hippilikten ve Hıristiyanlığın monoton ahlaki
değerlerinden sıkılan bireyler için, Sosyal Darwinizm
ideolojisini ve pozitif düşünceyi anlaşılabilir bir forma
sokarak yeni bir yol oluşturmuştu.11
Elbette
satanistlerin, Hıristiyanlığın değerlerini monoton gibi
görmelerinin nedeni kendi yargılarındaki anormalliklerden
kaynaklanmaktadır. Çünkü satanistler için monotonluğu kırmak;
kan dökmek, kötülük yapmak, insanlara zarar vemek, toplum
düzenini bozmak anlamlarındadır. Bu nedenle de din ahlakının
huzuru, güvenliği ve barışı emreden değerleri, satanistler
tarafından -din ahlakının erdemlerini kavrayamadıkları ve
yaşayamadıkları için- bu şekilde değerlendirilebilir.
Şeytan Kilisesi yayınları
arasında yer alan 'Feared Religion' (Korkulan Din) başlıklı
yazıda yer alan "Satanizm, insanın bir hayvan olarak kabul
edilmesi için vardır"
12
maddesi de satanizmin, Darwinist dünya görüşünü toplumlara
yaymayı en önemli hedeflerden biri olarak gördüğünü göstermesi
açısından dikkat çekicidir. Şeytan Kilisesi'nin akıl ve mantık
dışı görüşlerini içeren bir diğer önemli bildirisi olan 'The
Nine Satanic Statements' (Dokuz Şeytanı İlke)'nin yedincisi
ise şöyledir:
Şeytan insanı herhangi bir
hayvan olarak tanımlar. Bu hayvan bazen, diğer dört ayak
üzerinde yürüyen hayvanlardan daha iyi, bazen de daha kötüdür.13
"Sadece şehvetine göre
yaşayan vahşi hayvan"
Şeytan
Kilisesi'nin tüm yayınlarında insan için ısrarla "carnal beast"
terimi kullanılmaktadır. Bu kelimenin Türkçe karşılığı "sadece
şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan" demektir. Satanist rahip
Peter Gilmore'un da ifadesi ile 'insan bir hayvandır ve hayvan
gibi davranmaya mecburdur.' Satanistlerin, insanlar arasındaki
ilişkilere ve insanın diğer canlılara karşı olan tavrına bakış
açılarının altında işte bu sapkın mantık vardır: İnsan bir tür
hayvandır ve hayvanca tavırlar göstermekten çekinmemelidir.
Örneğin satanistler tecavüzü haklı görürler, çünkü onlara göre
doğada vahşi hayvanlar arasında tecavüz meşrudur. Satanistlere
göre bir kişinin canına kıymak da aynı şekilde son derece
olağandır, çünkü doğada hayvanlar arasında acımasızca bir var
oluş mücadelesi süregelmektedir. Hayvanları acı çektirerek
öldürmek de aynı mantığın ürünüdür. Eğer insan "carnal beast",
yani sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvansa, bunun
gereğini yapmaktan sakınmasına gerek yoktur. Satanistlere
göre, hayvanca yaşam sonuna kadar desteklenmeli ve
savunulmalıdır. Hayvani duygularla hareket eden insanların
oluşturduğu toplumun nasıl olacağını tahmin etmek ise hiç de
zor değildir. Bu durumda, böyle bir mantıkla yola çıkan
insanların dehşet dolu suçlar işlemelerinin, karanlık bir iç
dünyaya sahip olmalarının, dengesizlikler sergilemelerinin
garipsenmemesi gerekir.
Peki satanistler
insanın "sadece şehvetine göre yaşayan vahşi hayvan" olduğu
inancına nereden kapılmışlardır? Bu sorunun tek bir cevabı
vardır: Evrim teorisi. Satanizm hakkında hazırladığı tezde Dr.
Roald Kristiansen'in bu karanlık dini tarif ederken kullandığı
'bir tür Sosyal Darwinist din' tanımı, evrim teorisinin
satanizmin fikri yapısı içindeki yerini vurgulaması açısından
dikkat çekicidir:
Satanizm, en güçlülerin
zayıflar üzerindeki hakimiyetini savunan, çünkü ancak bu yolla
insanlığın biyolojik bir tür olarak ilerleyebileceğine ve
doğal ve sosyal evrimdeki liderlik rolüne sahip çıkabileceğine
inanan bir tür Sosyal Darwinist 'din' olarak kabul edilebilir.14
'A Description
of Satanism' (Satanizmin Tarifi) başlıklı yazıda ise,
satanizmin temel dayanak noktaları, dünya görüşü ve satanizmin
Darwinizm'in ayrılmaz bir parçası olduğu şöyle ifade
edilmektedir:
Bizim prensiplerimize göre, tüm
insanlar ve hayvanlar ortak ve basit bir biyolojik kaynaktan
gelmektedir. Aslında SATANİZM, İNSANLARIN GELİŞMİŞ BİRER
HAYVANDAN BAŞKA BİR ŞEY OLMADIKLARINA İNANMAKTIR. Şans eseri
evrimleşmemiz ve hayatta kalmamız dışında, yaratılışta hiçbir
özel yerimiz yoktur... Satanistler kendilerini (ve tüm
insanları) hayvanlar olarak tanımlar ve Allah'ın kendilerine
ruh verdiği insanlar olarak görmeye karşı çıkarlar...15
Satanistlerin
bilimsel olarak tamamen çökmüş, yanlışlıkları ve çarpıklıkları
deşifre olmuş olan evrim teorisini böyle ısrarla savunmaları
dikkat çekicidir. Oysa gelişen bilimin tüm dalları yaratılışın
inkar edilemez bir gerçek olduğunu ortaya koymaktadır.
İdeolojik kaygılarla Darwinizm'e bağlılık gösterenler büyük
bir sapmanın içindedirler. Darwinizm bir daha ayağa
kalkamayacak şekilde yıkılmış ve tarihin sayfaları arasına
gömülmüştür.
Kainatı ve
kainatta bulunan tüm varlıkları Allah yaratmıştır. Hiçbir şey
kör tesadüflerin eseri değildir. Yaratılışın delilleri evrenin
pek çok noktasında açıkça görülürken, evrendeki kusursuz
dengenin ve mükemmeliğin kör tesadüflerin eseri olduğunu iddia
etmek büyük bir cahillikten başka bir şey değildir. Böylesine
sapkın bir inanışa da ancak satanistler gibi, hastalıklı
zihinleri olan kişiler sahip çıkabilir.
Darwinist
yaklaşımın sonucu olarak, satanistler tüm insanların eşit
olduğuna inanmazlar. Onlara göre bazı insanlar zaman içinde
diğerlerine göre daha fazla evrimleşmiş ve bazıları da evrim
tablosunun alt basamaklarında kalmışlardır. Bu inanç,
ilerleyen satırlarda da göreceğimiz gibi, satanizm ile faşizm
arasında doğal bir yakınlığa neden olmuştur. Ancak satanizm
faşizm gibi yalnızca toplumlar ve ırklar arasında bir
farklılığı savunmakla kalmaz, aynı ırk ve toplum içinde de
bazı insanların diğerlerine göre daha üstün olduğunu savunur.
Buna göre kötülüğün gücünü kavramış ve buna inanmış olanlar
diğerlerine göre daha üstündür ve onlara diledikleri gibi
davranma hakkına sahiptirler.
Tüm bu
bilgilerin gösterdiği gibi satanizm, evrim teorisini merkezine
yerleştirmiş ateist bir dindir. Evrim teorisi insanın bir
hayvan türü olduğunu savunmakta, satanistler ise buna göre
davranış ve düşünce kalıpları geliştirmektedirler. Evrim
teorisini savunan biyologların, filozofların ve düşünürlerin
kitaplarına baktığınızda, orada da yukarıda verdiğimiz
satanist makalelerde yer alan cümleleri neredeyse birebir
görebilirsiniz. Örneğin az önce alıntıladığımız satanist
ifadelerin bir benzerlerini, Richard Dawkins, Stephen J. Gould,
Daniel Dennett, Carl Sagan gibi Darwinist ve ateist
düşünürlerin kitaplarında da bulmak mümkündür. Onlar da
insanları bir tür gelişmiş hayvan, hayatı ise bir mücadele
alanı olarak görmekte, ancak güçlü olanların ayakta
kalabileceklerini ifade etmekte yani insanın doğasını
satanistlerin kendilerini tanımladıkları şekilde
açıklamaktadırlar.
Örneğin 'Meet My
Cousin the Chimpanzee' (Kuzenim Şempanze ile Tanışın) başlıklı
yazısında, ünlü evrimci Richard Dawkins uzun uzun insanların
atasının maymunlar olduğu saçmalığını anlatır ve şunları
söyler:
Maymunlara benzediğimizi kabul
ediyoruz, ancak gerçekte maymun olduğumuzun çoğu zaman
farkında değiliz… Şempanzeleri, gorilleri ve orangutanları
kendine dahil eden ama insanları dışarıda bırakan tek bir
doğal sınıflandırma dahi yoktur… Kendimiz de dahil olmak üzere
yaşayan tüm büyük maymunlar, aile-çocuk bağı ile birbirine
bağlıdır.16
Ateşli bir evrim savunucusu
olan Stephen Jay Gould ise Darwin ve Sonrası adlı kitabında,
"Acımasızlık, saldırganlık, kısaca genel kötülük, maymunsu
atalarımızdan bize kalan prangalardır" düşüncesini savunur.17
Bir başka yazısında, insanlığın ve evrenin kör tesadüflerin
eseri olduklarını şöyle iddia eder:
Bugün buradayız, çünkü bir grup
tuhaf balık yüzgeçlerini kara hayvanlarında olması gereken
ayaklara çevirebilecek anatomiye sahiptiler; çünkü dünya buz
çağında tam anlamı ile hiçbir zaman donmadı; çünkü bundan
çeyrek milyon yıl önce Afrika'dan çıkan küçük ve zayıf
canlılar bugüne kadar ayakta kalmayı başardırlar. Tüm bunlar
için daha yüce cevaplar arayabiliriz, ama böyle bir cevap
yoktur18
Görüldüğü gibi
bilim adına ortaya çıkan bu kişilerin öne sürdükleri bilim ve
akıl dışı iddialar, satanizm gibi pek çok sapkın ideolojiye
fikri zemin oluşturmaktadır. Bu kişiler ısrarla söz konusu
çarpık düşünceleri savunarak, tüm insanlığı boyutları çok
geniş çaplı felaketlerin içine sürüklemektedirler. Oysa evreni
ve insanı Allah üstün bir sanat ile yaratmıştır. Her insan
kendisini yaratan Allah'a karşı sorumludur. Bu apaçık bir
gerçektir. Bu gerçekten kaçmaya çalışanlar, bunun için
akılsızca yalanlar öne sürenler ise ölümleri ile birlikte ne
kadar büyük bir hatanın içinde olduklarını kavrayacaklardır.
Satanistlerin hayal
ettiği Sosyal Darwinist toplum
Evrim teorisinin öngördüğü
"insan bir hayvandır" sloganını felsefelerinin temeli olarak
alan satanistler, insanların hayvanca yaşadığı ve davrandığı
bir dünya kurma özlemi içindedirler. Satanizme göre ideal
toplum düzeni tamamen Darwinist değerlerin hakim olduğu bir
toplumdur. Hayal ettikleri bu dünyanın temel kuralı, 'güçlüler
zayıfları ezer' prensibidir. Satanizmin çarpık inancına göre
her insan, varlığını devam ettirebilmek ve 'yaşam
mücadelesinde' başarılı olabilmek için kendini geliştirmek ve
'evrimsel' olarak ilerletmek zorundadır. Bunu başaramayan kişi
yalnız bırakılarak, yok olmaya terk edilmelidir. Aynı kural
sosyal alanda da geçerlidir. Bunu başaramayan toplumlar,
kültürler ve milletler de yok olmayı kabul etmelidirler. Tam
anlamı ile Sosyal Darwinist bir ideoloji olan satanizme göre
nüfus planlamasının en etkili yolu da zayıf olanların yok
oluşunu kabullenmekle sağlanacaktır.19
Şeytan Kilisesi
rahiplerinden yazar Burton H. Wolfe 1976 yılında yayınlanan
Şeytan İncili'nin önsözünde satanizmin hayat görüşünü şu
şekilde açıklar:
Satanizm küstah, bencil
ve acımasız bir felsefedir. Bu felsefe, insanların doğuştan
bencil ve şiddete eğilimli varlıklar olduğu, yaşamın Darwin'in
'hayatta kalma mücadelesi'nden ibaret olduğu ve yalnızca en
güçlülerin hayatta kaldığı fikrine dayalıdır. Yeryüzünün ise
-şehirleşmiş toplumlar da dahil olmak üzere- balta girmemiş
ormanlardakine benzer, bitmek bilmez bir rekabeti kazanmak
için savaş verenler tarafından yönetilmesi gerektiği inancına
dayanır.20
Wolfe'un da
söylediği gibi satanizmin öngördüğü hayat şekli 'çatışmaya,
rekabete, şiddete, bencilliğe, acımasızlığa' dayalıdır. Şeytan
Kilisesi'nin 'baş rahip'lerinden Peter H. Gilmore da bunu
açıkça ifade eder:
Günümüzde satanizmin gerçekte
ne olduğuna birlikte bakalım: Elitizme (seçkinlerin
iktidarına) ve Sosyal Darwinizm'e dayanan, yeteneklilerin
akılsızlar üzerinde hakimiyetinin yeniden kurulmasını
savunan... ve son iki bin yıldır insan türünün evrimini
aksatmış olan "eşitlikçilik" efsanesini kökünden kaldırmayı
isteyen acımasız bir din...21
Peter Gilmore'un
'son iki bin yıl'dan kastı, Hıristiyanlıktır. Hıristiyanlık
öncesinde Avrupalı toplumlar putperest ya da ateist kültüre
sahiptiler ve bu kültürlerin temel vasıflarından biri,
insanların barbar, vahşi ve acımasız olmasıydı. Şefkat,
merhamet, zayıflara yardım, insanlar arasında eşitlik ve
adalet gibi İlahi dinlere ait olan ahlaki kavramlar,
Hıristiyanlık vesilesiyle Avrupa toplumları tarafından
öğrenildi. İşte satanistlerin amacı, 'haklı olan güçlüdür'
prensibine dayanan bu ahlaki kavramları tamamen ortadan
kaldırmak ve bunun yerine 'güçlü olan haklıdır' prensibine
dayalı Sosyal Darwinist bir dünya kurmaktır.
Nitekim Gilmore
yazısının devamında bunu açıkça dile getirmekten çekinmez:
Satanistler insanlığın
toplumsal yapısını farklı katmanlara ayrılmış şekilde
görürler, dolayısıyla her insan kendi doğasal yetenekleri
(veya bunların yokluğu) sonucunda farklı bir yere gelir. En
güçlülerin hayatta kalması prensibi (satanistler tarafından)
toplumun her düzeyinde savunulur; bireylerin ayakta kalması
veya kaybetmesinde olduğu gibi, kendilerini ayakta tutamayan
milletlerin bunun sonuçlarına katlanmasında da. Her düzeyde
yapılacak her türlü yardım, bir menfaat karşılığı olmalıdır.
Bu sayede, yani zayıfların Sosyal Darwinizm'in sonuçlarına
katlanmalarına izin verilmesiyle, dünya nüfusunda önemli bir
azalma olacaktır. Nitekim doğa her zaman için kendi
çocuklarını güçlendirmek ve gerekirse ortadan kaldırmak için
harekete geçmiştir. Bu acıdır, ama dünyanın gerçeğidir....22
Gilmore'un bu makalesini
yorumlayan Dr. Kristiansen, söz konusu ideolojinin pratikte
uygulanması durumunda sosyal düzenin ve fakirlere ve yardıma
muhtaç olanlara yardım götüren her türlü programın sona
ereceğine dikkat çeker. Bu durumda yardım programlarının
yerini, zengin ve güçlü olan bireylere amaçlarına
ulaşabilmeleri için her türlü kolaylığın sağlanacağı
uygulamalar alacaktır. Ve bu kurallara uymayan kişiler de
uygun bir şekilde bu tavırlarının karşılığını alacak, örneğin
toplumun önde gelenlerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere
çalışma kamplarında zorunlu işçi olarak kullanılacaklardır.23
Görüldüğü gibi
satanizm ve satanizmin en önemli fikri dayanağı olan
Darwinizm'in önerdiği toplum modelleri insanlığı büyük bir
felakete sürükleyecek modellerdir. Allah'ın insanlara
emrettiği ve Kuran'da bildirilen ahlak ise, toplumları her
zaman için refaha, huzura ve barışa götürecek bir ahlaktır.
Kuran ahlakının yaşandığı toplumlarda düşkünler ve ihtiyaç
içinde olanlar korunup kollanır, tüm insanlara eşit
davranılır, mazlumun hakkı her zaman korunur.
Günümüz
satanizmi üzerinde büyük etkisi olan Aleister Crowley ise,
kendisine şeytandan geldiğini iddia ettiği mesajlarda şunların
bildirildiğini söylemiştir:
Bırak benim hizmetçilerimin
sayısı az ve gizli olsun, onlar daha çoklarını ve bilinenleri
yönetecekler... Toplumun dışında kalanlar ve ayakta
duramayanlarla bizim bir işimiz olamaz, bırak onları kendi
acizlikleri içinde ölsünler. Onlara acıma... Düşene acı duyma!
Onlar beni hiç ilgilendirmez. Ben onlar için değilim. Onlara
destek olma, destek olanlardan ve destek olunanlardan nefret
ederim.24
Kısaca Şeytan
Kilisesi şunu savunmaktadır: "Fakirlere, açlara, zayıflara
yardım etmeyin, bırakın ölsünler. Bu, doğanın kuralıdır.
Böylece nüfus azalır ve güçlüler daha fazla imkan elde
ederler!" Satanist ideolojinin bu delice anlayışı ile
kurulacak olan toplum düzeni vahşi bir orman hayatından
farksız olacaktır.
Bu zalim ve
acımasız doktrin, aslında satanistlerin kendi buluşu değildir.
Bu fikirleri ilk kez dile getiren kişi, 19. yüzyılda yaşamış
olan İngiliz iktisatçı Thomas Malthus'tur. Malthus, 'An Essay
on the Principle of Population' (Nüfus Prensibi Üzerine Bir
Deneme) adlı kitabında, dünya nüfusunun artışını engellemek
için, "fakirleri ve zayıfları korumaktan vazgeçilmesi
gerektiğini" savunmuştur. 'Nazilerin Bilimsel Arka Planı'
isimli makalede ise, Malthus'un popülasyon ile ilgili
görüşleri ve 19. yüzyıl Avrupası'nın yöneticilerinin buna
verdiği önem şöyle aktarılmaktadır:
19. yüzyılın ilk yarısında
Avrupa'da yönetici sınıfın üyeleri, yeni keşfedilen 'nüfus
artışı problemi'ni tartışmak ve fakirlerin ölüm oranlarını
artırmak için, Malthus'un fikirlerini uygulama yöntemlerini
planlamak üzere biraraya geldiler. Vardıkları sonuç özetle
şöyleydi: "Fakirlere temizliği tavsiye etmek yerine onları tam
tersi alışkanlıklara teşvik etmeliyiz. Şehirlerimizdeki
sokakları daha dar yapmalıyız, daha fazla insanı evlere
doldurmalıyız ve vebayı getirmeye çalışmalıyız. Ülkemizde
köylerimizi durgun sulara yakın yapmalıyız, bataklıklarda
yaşamayı teşvik etmeliyiz vs..."25
Malthus'un
teorisi pek fazla uygulanmamış, ama bir başka teoriye yol
açtığı için tarihe geçmiştir. Söz konusu teori, Darwin'in
evrim teorisidir. Darwin, kendi teorisinin temel taşları olan,
'yaşam mücadelesi' ve 'güçlü olmayan bireylerin elenmesi' gibi
kavramları Malthus'tan etkilenerek geliştirmiştir ve
yazılarında da bunu açıkça belirtmiştir. Açıkça görüldüğü
gibi, satanistlerin dünya görüşü Darwin'in teorisi ile aynı
kaynaktan beslenmektedir ve her ikisinin de vardığı sonuç
"Sosyal Darwinizm", yani Darwin'in teorisinin topluma
uyarlanmasından başka bir şey değildir.
Bunun yanı sıra
ahlaki değerlerin düşman olarak görüldüğü satanist bir
ortamda, her türlü ahlaksızlık yaşanacak, hatta soygunlar,
cinayetler teşvik görecektir. Çünkü bu cahilce felsefeye göre
bunlar insanın doğasında olan ve karşı konulmaması gereken
kötülüklerdir.
Oysa bunların
hepsini Allah yasaklamıştır. Allah insanlara fakirlere yardım
etmeyi, insanlara iyilikle davranmayı, ihtiyacı olanı koruyup
kollamayı, yardımlaşmayı, kötülüğü iyilikle savmayı,
sabretmeyi, yumuşak huylu olmayı, merhametli ve hoşgörülü
davranmayı emretmiştir. Konuyla ilgili ayetlerden biri
şöyledir:
Sizden,
faziletli ve varlıklı olanlar, yakınlara, yoksullara ve Allah
yolunda hicret edenlere vermekte eksiltme yapmasınlar,
affetsinler ve hoşgörsünler. Allah'ın sizi bağışlamasını
sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nur
Suresi, 22)
Allah'ın
emirlerine göre yaşayan insanların oluşturduğu toplumlar,
güzel ahlakın yaşandığı, herkesin birbirine sevgi ve saygı
gösterdiği, birbirine merhamet ve şefkatle yaklaştığı
toplumlar olur. Bu da topluma barış, huzur, sükunet ve
güvenliğin hakim olmasını sağlar.
Satanizm ve faşizm
Daha önce de
belirttiğimiz gibi satanistlerin Darwinizm'e duydukları
yakınlık, faşizm ve satanizm arasında doğal bir ittifak
gelişmesini sağlamıştır. Bilindiği gibi faşizm de tıpkı
satanizm gibi temel felsefesini Sosyal Darwinizm'e dayandırır.
Faşizme göre dünya, farklı ırklar arasındaki bir çatışma ve
'yaşam mücadelesi' alanıdır. Kan dökmek, savaş çıkarmak, diğer
insanlara acı çektirmek faşistlerin gözünde hem sözde kutsal
bir görev hem de bir zevktir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. Harun
Yahya, Darwinizm'in Kanlı İdeolojisi: Faşizm, İstanbul, 2001)
Faşizm ve
satanizm arasındaki ortak noktaların bir diğeri, 19. yüzyılın
ateist ve din düşmanı felsefecilerinden Nietzsche'ye olan
hayranlıklarıdır. Nietzsche, tüm İlahi dinlere karşı nefret
dolu yazılar yazmış, kendisini 'Deccal' olarak tanımlamış ve
aklını yitirerek ölmüştür. Yazılarında sevgi, şefkat, merhamet
gibi ahlaki erdemlere saldırmış, bunların yerine dünyada kaba
gücün hakim olmasını ve yalnızca güç sahiplerinin egemenlik
kurmasını savunmuştur. Nietzsche'nin fikirlerine sahip
çıkanların başında Naziler gelmektedir ve bugün de neo-Nazi
grupları Nietzsche öğretisini savunmaktadır. Bir diğer
Nietzsche hayranı akım da, başta belirttiğimiz gibi,
satanistlerdir. Şeytan Kilisesi tarafından yayınlanan 'A
Description of Satanism' (Satanizmin Bir Tanımı) adlı yazıda
şöyle denmektedir:
Nietzsche genelde
satanist bir düşünür olarak anılır. LaVey'in Nietzsche'den
etkilenmiş olduğu ise kuşkusuzdur; LaVey ondan pek çok alıntı
yapmıştır.26
Satanistler,
Avrupa ve Amerika'daki faşist gruplarla işbirliği içinde
olduklarını açıkça kabul etmekten çekinmezler. Örneğin Anton
LaVey ve satanizmin önde gelen bir diğer ismi Blanche Barton,
satanizm ile faşizm arasındaki ilişkiye dair soruları şöyle
cevaplamışlardır:
Anton LaVey: Bu
kutsal olmayan bir ittifak. O tür insanların (faşistlerin)
çoğu şimdiye kadar bizimle bağlantı kurdular. Gerçekten de
nasyonal sosyalist Almanya'daki (Nazi Almanyası'ndaki)
anti-Hıristiyan güç satanistler için oldukça cezbecidir.
Drama, ışıklandırma ve koreografiyle milyonlarca insanı (din
aleyhinde) harekete geçirmişlerdir.
Blanche Barton:
Satanizmle faşizm arasında ortak zemin oluşturan en önemli
unsur estetiktir. Nasyonel sosyalizm (Nazizm) ve satanizmin
estetik anlayışları büyük paralellik gösterir.27
Barton'un sözünü
ettiği "estetik" ise, aslında bu iki karanlık ideolojinin ruh
halini yansıtan çirkinliklerden ve iğrençliklerden başka bir
şey değildir. Söz konusu Satanist-Faşist "estetik" anlayışının
en iyi örneklerini, bu felsefeyi benimsemiş olan bazı heavy
metal müzik gruplarının konserlerinde veya video kliplerinde
görmek mümkündür. Örneğin satanist-faşist müzik gruplarının en
ünlülerinden biri olan İngiliz "Cradle of Filth" (Pislik
Yatağı) isimli grup, tüm temalarını pislik, iğrençlik ve
karanlık üzerine inşa etmektedir. Grubun video klipleri,
zemini çamur ve zift kaplı, duvarlarından kan ve pislik akan,
karanlık ve izbe yerlerde çekilmektedir. Grup üyeleri
yüzlerine son derece itici ve korkunç makyajlar yapmakta,
eşcinsellik ve pislik çağrıştıran kıyafetler giymektedirler.
Grubun
konserlerinde dine hakaretler edilmekte, dini kitaplar
izleyiciler tarafından yırtılıp parçalanmakta, grubun solisti
Marilyn Manson hayranlarına ailelerine, topluma ve dini
kurumlara saldırmaları için telkinlerde bulunmaktadır. Manson,
1995 yılında kendisiyle yapılan bir röportajda sorulan "evrim
hakkındaki düşünceleriniz nedir" sorusuna ise şöyle cevap
vermiştir.
Sosyal Darwinizm'e inanıyorum,
dolayısıyla toplumun evrimine inanıyorum. Darwin teorisine de
inanıyorum... ama yaratılış fikrine ve yaratılışçılığa
kapalıyım. Benim için bir şey ifade etmiyor.28
Satanizm ve
faşizmin ortak değerlerinden biri de öjeni teorisidir. Sakat
ve hasta insanların toplumdan temizlenmesi ve sağlıklı
bireylerin eşleştirilerek çoğaltılmasını öngören öjeni
teorisi, özellikle Nazi Almanyası'nda uygulama alanı
bulmuştur. Öjeni teorisine göre, nasıl sağlıklı hayvanlar
birbirleriyle çiftleştirilerek iyi hayvan cinsleri
oluşturuluyorsa, bir insan ırkı da ıslah edilebilir. İnsan
ırkının ıslah edilmesine engel olan unsurlar ise (sakatlar,
hastalar, akıl hastaları gibi...) toplumdan ayıklanmalıdır.
Nazi Almanyası'nda bu çarpık mantık uyarınca on binlerce
kalıtsal hasta ve akıl hastası insan acımasızca öldürülmüştür.
İşte satanizm de
aynı korkunç cinayetleri savunmaktadır. Satanistlerin öjeniye
bakış açıları kendi kaynaklarında şu şekilde yer almaktadır:
Satanistler ayrıca öjeni
teorisinin pratiğe geçirilerek doğa kanunlarının
geliştirilmesi için yollar ararlar... Bu, kabiliyetli
insanları destekleyerek, gen havuzunu insanlığın daha hızlı
ilerlemesini sağlayacak şekilde geliştirme çabasıdır. Bu dünya
çapında genel olarak uygulanan bir yöntemdir... Genetik kodlar
çözülünceye ve soyumuzu devam ettirecek olanları seçme
imkanımız oluncaya kadar satanistler en iyilerin en iyilerle
birleşmesini savunurlar.29
Satanizm ve komünist
ideoloji
Satanizmin karanlık
dünyasının bir başka unsuru, komünist ideolojidir. Geçtiğimiz
yüzyıl boyunca yaklaşık 120 milyon insanın hayatına mal olmuş
olan komünizm
30
kendilerini satanist olarak tanımlayan ideologlar tarafından
üretilmiştir.
Komünizmin
kurucusu olan Karl Marx'ın yaşamı bu konuda ilginç bazı
işaretler içermektedir. Marx'ın her türlü dini inanca şiddetle
düşman olduğu bilinen bir gerçektir. İşte bu düşmanlığın
altında, Marx'ın satanist öğretiyle olan ilişkisi yatmaktadır.
Vatikan Üniversitesi'nden ünlü tarihçi Malachi Martin, bu
konuda şu bilgiyi verir:
Gençlik dönemlerinde Berlin
Üniversitesi'nde okuyan Karl Heinrich Marx, kin duygusunu
depreştiren çok tehlikeli törensel bir tür satanizme ilgi
gösterdi. O günden sonra yazdığı şiirleri 'Oulanem'e adadı. 'Oulanem',
şeytan için kullanılan mistik bir isimdi.31
Sadece Karl Marx değil,
komünizm tarihinde önemli bir yere sahip olan Michael Bakunin
de satanisttir. Bakunin anarşizmin kurucusu olarak
bilinmektedir ve anarşizm, komünizmin radikal bir
versiyonundan başka bir şey değildir. Devleti, dini, aileyi ve
türlü toplumsal değeri yok etmeyi amaçlayan anarşist
ideolojiyi formüle eden Bakunin, ilhamını satanizmden almış ve
bunu açıkça ifade etmiştir. Şeytanın Allah'a olan isyanını,
komünistlerin dine, devlete ve topluma olan isyanına benzeten
Bakunin, "İblis, tüm devrimcilerin öncüsü ve yol
göstericisidir" diye yazmıştır.32
Bugün
satanistlerin internet sitelerinde ve yayınlarında Bakunin'in
sözleri övülerek aktarılmakta ve böylece Bakunin tarafından
oluşturulan anarşist-komünist ideolojinin propagandası
yapılmaktadır. Örneğin "Satanik Kızıllar" (Satanic Reds)
isimli bir internet sitesinde, "satanizm-komünizm" ideolojisi
açıkça savunulmakta ve şöyle denmektedir:
Neden Kızıllar? Oh, bu korkunç
isim! Kızıl her zaman için "radikallikle" eş anlamlı olmuştur.
Gerçek bir komünist ülke olan Sovyetler Birliği, Satanik
İncil'in devlet yüksek görevlileri tarafından okunduğu ve
dahası müzeye yerleştirildiği tek ülkedir.33
Söz konusu "Satanik Kızıllar"
grubunun amblemi, satanist yıldız içinde orak-çekiç
sembolüdür. Grup, "Genel Sekreter, Komiser ve Proletarya"
şeklinde örgütlenmiştir ve bu yapı sitede açıklanmaktadır.
Ayrıca grubun internet sitelerinde komünist ideolojiyi
savunan, hatta komünizmin en kanlı diktatörleri olan Stalin ve
Mao'yu öven makaleler yer almaktadır. Örneğin 'Stalin
Haklıydı' (Stalin Was Right) isimli bir makalede, 40 milyon
insanı katlettirmiş olan bu büyük caniyi metheden ve
katliamlarını haklı gibi gösteren açıklamalar yer almaktadır.34
Veliler, eğitimciler ve
sosyal bilimcilere çağrı
Satanizmin
karanlık telkinlerinin etkisi altında kalan gençler ilk
başlarda ne kadar büyük bir tehlikeye bulaştıklarının farkında
olmayabilirler. 'Özgürce yaşamak', 'kurallara karşı koymak',
'tek başına ayakta kalabilmek' gibi telkinlerle bu belanın
içine çekilen genç insanlar, söz konusu ideolojinin hem
çevrelerine hem kendilerine felaket getiren bir ideoloji
olduğunu hemen teşhis edemeyebilirler. İlginç, gizemli ve yeni
bir dünya ile tanıştıklarını düşünüp bir anda kendilerini bu
akıma kaptırabilirler. Bu nedenle gençlerin satanizm konusunda
kapsamlı olarak bilgilendirilmeleri ve bilinçlendirilmeleri
hayati önem taşımaktadır.
Buraya kadar
incelediğimiz bilgiler, "satanizm belası nereden çıktı" diye
düşünen veliler, eğitimciler veya sosyal bilimciler için yol
gösterici olmalıdır. Eğer bir toplumda insanlara, "siz
maymunlardan evrimleşmiş bir hayvan türüsünüz" denirse, bu
büyük aldatmaca gazetelerde, dergilerde, ders kitaplarında,
sözde "bilimsel" kaynaklarda ısrarla tekrarlanırsa, o toplumda
satanizm veya benzeri vahşet ideolojilerinin gelişmesi de son
derece normal olur. Bu gerçeğin önemle dikkate alınması ve
eğitim sisteminin, kültürel ve sosyal politikaların buna göre
belirlenmesi gerekmektedir. Aksi halde, satanist cinnet içinde
masum insanları öldüren gençlere "neden cinayet işledin" diye
sorulduğunda, onlar da "çünkü vahşi hayvanlar öldürmek için
yaşar, ben de vahşi bir hayvanım" cevabını vereceklerdir.
Bu yüzden
satanizme karşı verilecek olan fikri mücadelede birinci adım,
bu sapkın akımı ideolojik olarak besleyen kaynakların
kurutulması olmalıdır. Bunun için de asıl yapılması gereken,
başta Darwinizm olmak üzere bu ideolojilerin yanılgılarının ve
aldatmacalarının deşifre edilmesidir. Ancak bununla birlikte
gençlerin manen de bilinçlendirilmesi gereklidir. Allah'ın tüm
kainatı yoktan var ettiğini bilen, Allah'a karşı
sorumluluklarının farkında olan, öldükten sonra tekrar
diriltileceğinin ve dünyada geçirdiği her anın hesabını
vereceğinin bilincinde olan bir insanın herhangi bir
sapkınlığa düşmesi, kendisine ve çevresine zarar verecek
faaliyetlerde bulunması mümkün değildir.
Uluslararası
satanist örgütlerden birisi de Set Tapınağı'dır. Örgüt 1975
yılında, fazlasıyla ticarileştiğini düşündüğü için Şeytan
Kilisesi'nden ayrılan Micheal Aquino tarafından kuruldu.
Örgüte ismini veren Set, eski Mısır inançlarında yer alan
sözde karanlık tanrısı idi. Aynı kelime İbranicede ise şeytan
anlamına gelmekteydi. Set Tapınağı ile Şeytan Kilisesi
arasındaki en temel görüş ayrılığı, tapınak üyelerinin şeytanı
sadece sembolik bir kavram olarak görmemeleridir. Tapınağa üye
olanlar Set'i sembolik bir figür olarak görmedikleri gibi
tapınağı da sadece dini değerlere bir karşı çıkış olarak
değerlendirmezler. Tapınak üyeleri satanizmi şöyle tarif
ederler:
Şeytanın
varlığına evreni var eden ruhsal güç olarak inanmak, şeytana
tapmak ve onun belirlediği kurallara ve standartlara göre
yaşayarak şeytana itaat etmek.
Set Tapınağı'nda 'kara büyü'
çok önemli bir yer tutar. İnsanın kendisini büyü ile
geliştirebileceğine inanılır. Öyle ki, tapınağa yeni üye
olanlara ilk olarak kara büyüyüyü, büyünün felsefesini,
yapılması gereken özel işlemleri anlatan özel tanıtım
broşürleri verilir.35
Satanizm belası
ile mücadelenin en önemli aşaması eğitimdir. Genç insanlar ilk
bakışta, sapkın ideolojilerin yanılgılarını ve aldatmacalarını
fark etmekte zorlanabilirler, ancak bu noktada velilere,
eğitimcilere ve sosyal bilimcilere çok önemli sorumluluklar
düşmektedir. Manevi değerlerine sahip çıkmayı öğrenen bir
insanın, sapkın ideolojilerin tuzağına düşmesi, Allah'ın izni
ile, mümkün değildir. |